Hasan Kalyoncu Üniversitesi (HKÜ) Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Arayıcı, İngiltere günlerini, HKÜ’yü tercih nedenini, mühendislik eğitimini ve gelecekte bizi nelerin beklediğini HKÜ Haber’den Aslı Nur Gezer’e anlattı…

HKÜ’deki çalışma odasında bizi ağırlayan Arayıcı, üniversitelerin, eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme (AR-GE) ve girişimcilik olmak üzere üç temel görevi olduğunun altını çiziyor.

“Aslında üniversiteyi tanımlamak gerekirse; bilgi üreten bir fabrikadır. Bir üniversite girişimci üniversite ise o üniversitede eğitim-öğretim de vardır, AR-GE de vardır demektir.”

Üniversite eğitiminde disiplinler arasında kopukluk olduğunu söyleyen Arayıcı şu görüşü ortaya atıyor.

“Meslekler arası bir bağnazlık söz konusu. Herkes kendi mesleğini kategorize etmiş ve bu kategorinin dışına ne çıkmak niyetinde, ne de kimsenin kendi alanına girmesine müsaade etme niyetinde…”

HKÜ Haber’den Aslı Nur Gezer sordu, Prof. Dr. Yusuf Araycı anlattı…

Sayın Yusuf Arayıcı, kendinizi okurlarımıza nasıl tanıtırsınız? Sizin ağzınızdan sizi dinleyebilir miyiz?

1977 Çorum Sungurlu doğumluyum. Evliyim 3 çocuğum var. İlk ve orta öğrenimimi Sungurlu’da tamamladıktan sonra 1994 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İnşaat Fakültesi Geomatik Mühendisliği bölümüne başladım. 1999 yılında mezun olduktan sonra dil ve yüksek lisans eğitimi için İngiltere’ye gittim. 2001’de yüksek lisansımı, İnşaat Bilişimi ve Yönetimi alanında, 2004’te doktoramı “Yapı Bilgi Modellemesi” alanında tamamladım.

Takip eden yıllarda 2006 yılında kadar post doktora çalışmalarım oldu. Avrupa Birliği projelerinde yer aldım. Genellikle “Akıllı Şehir, Sürdürülebilir Kentleşme” ve bu anlamda bilişim teknolojilerinin şehircilikte ve inşaatta kullanımı üzerinde çalışmalarım oldu.

2006 yılında Salford Üniversitesinde Yardımcı Doçent, 2010 yılında da yine aynı üniversitede Doçent oldum. Tabi bu arada danışmanlıklar da yaptım. 2013 yılında da yine Salford Üniversitesinde profesör oldum. 2016 yılına kadar aynı üniversitede devam ettim.

Toplamda 17 yıllık İngiltere hayatından sonra 2016 Ağustos ayından beri Hasan Kalyoncu Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı ve İnşaat Mühendisliği öğretim üyesi olarak akademik hayatıma devam ediyorum.

GELECEĞE ESERLER BIRAKABİLECEĞİMİ DÜŞÜNDÜĞÜM İÇİN HKÜ’YE GELDİM

Uzun yıllar İngiltere’de yaşamış biri olarak Gaziantep’i ve Hasan Kalyoncu Üniversitesi’ni tercih etmenizdeki nedeni öğrenebilir miyiz?

Öncelikle buraya gelmeden önce çok merak ediyordum. Şöyle aslında uzun yıllar Türkiye’den uzak kalmanın vermiş olduğu, Türkiye’ye karşı bir özlem söz konusu ve çok daha duygusal bir bakışla bakıyorsunuz. Yani açıkçası ne Gaziantep’i ne Hasan Kalyoncu Üniversitesini ilk önce düşünmemiştim.

Fakat rektör hocamızın davetiyle buraya geldim. İlk önce etkilendiğim şey üniversitenin kampüsü oldu. Çünkü kampüsün çok karakterli tasarım ve planlaması vardı. Modern Selçuklu mimarisi ile geçmişle bağ kurmaya çalışması bana çok anlamlı geldi.

Tabi bunun ardından üniversiteyi kadroyu görünce, insanların çok muhabbetli ve cana yakın olması ve aynı zamanda akademik anlamda üniversitenin kendini geliştirme motivasyonunun yüksek olması arzu, istek ve heyecan ile buranın benim için akademik alanda çalışabileceğim bir yer olacağı fikri oluştu.

Yıllar sonra arkama baktığım zaman bu ülkede mühendislik fakültesi anlamında katkı sağlayabildiğim, geleceğe eserler bırakabileceğimi düşündüğüm için buraya gelmeye karar verdim. Özellikle bu kararı alırken şehirden ziyade üniversite ve kampüs çok etkili oldu.

HKÜ Kampüsünün Modern Selçuklu mimarisi ile geçmişle bağ kurmaya çalışması bana çok anlamlı geldi.

“İNGİLTERE’DEKİ AKADEMİK ORTAMIN BİR BENZERİNİ BURADA OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYORUZ”

Akademik anlamda genç denebilecek bir yaşta dekanlık görevini üstleniyorsunuz. Bunun avantaj ve dezavantajlarından bahsedebilir misiniz?

Genç yaşta derken teşekkür edelim öncelikle. Genç olduğumun söylenmesi hoşuma gidiyor. Tabi bu güzel bir şey. Bundan gurur duyuyorum. İngiltere’deki kariyerimin çok etkili olduğunu düşünüyorum. Oradaki akademik ortamın bir benzerini veya verimliliğini burada da oluşturmaya çalışıyoruz. Bizim gibi genç akademisyenler kariyerlerine odaklanabilsinler, motive olsunlar diye.

Bu önemli bir şey. Bunun avantajları şöyle; X, Y, Z kuşağı diye yapılan sınıflandırmada ben kendimi daha avantajlı buluyorum. Çünkü Z kuşağı dediğimiz kuşakla çok daha rahat iletişim kurabiliyorum. Bunun bir dezavantajını görmedim. Diğer yandan genç yaşta dekanlık yapmak beni daha çok motive ediyor. Yani daha ileri zamanlarda daha fazla şey yapabilmek yaşımın ve sağlığımın verdiği imkanı kullanarak daha çok çalışıp heyecanlı bir şekilde daha fazla katkı sağlayıp, üretmek ürettikçe mutlu olmak. Mutlu oldukça da daha fazla yapmak istiyorsunuz. Tabi bu olumlu döngü bu yaşımın verdiği bir avantaj diye düşünüyorum.

Bazen beni tanımayan öğrencilerimiz oluyor, beni öğrenci sanıyorlar. ‘Kaçıncı sınıftasın ne okuyorsun’ diye soranlar oluyor.   

“ÜNİVERSİTE BİLGİ ÜRETEN BİR FABRİKADIR”

HKÜ ile ilgili “Girişimci bir ekosistem” söyleminde bulunuyorsunuz. Bu konuyu biraz açabilir misiniz? Neden böyle bir tanımlamada bulundunuz?

Üniversitelerin üç temel ana konusu vardır. Eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme (AR-GE) ve girişimcilik… Türkiye’ye baktığımız zaman özellikle üniversitelerin sadece eğitim-öğretim verdiğini görüyorsunuz. Araştırma-geliştirme ve girişimcilik alanında eksik kaldığını görüyorsunuz.

Son zamanlarda özellikle Hükümetin ve TÜBİTAK’ın da yönlendirmesiyle AR-GE anlamında olumlu bir uyanış ve farkındalık oluşuyor. Fakat girişimcilik anlamında belli başlı birkaç üniversitenin haricinde çok fazla bilişim ve farkındalık yok. Ama gelişmiş ülkelerdeki üniversitelere baktığımız zaman üniversitenin fonksiyonu bu üç temel üzerinedir.

Üniversite AR-GE yaparak bilgi üretmelidir. Aslında üniversiteyi tanımlamak gerekirse; bilgi üreten bir fabrikadır.

Yani üniversite bilgi üretmelidir. Bu bilgiyle ekonomiye, sosyal hayata, ticari hayata güç katsın ve ülke kalkınsın. İnsan kalitesini arttırsın. Girişimcilik aslında eğitim öğretimin ve AR-GE çalışmalarının sonuncu ve artık en olgun ayağıdır. Bir üniversite girişimci üniversite ise o üniversite de eğitim-öğretimde vardır, AR-GE de vardır demektir. Girişimcilikten kastım aslında AR-GE’den üretilen bilgi ve teknolojinin, ürünün pratik hayatta, iş hayatında ve sektörlere uygulanması sektörlerdeki katma değer ve kalkınmanın sağlanmasına öncülük etmesidir. Üniversitelerin bu anlamda liderlik yapması gerekir.

Hasan Kalyoncu Üniversitesi genç bir üniversite olmasına rağmen bu girişimcilik bilinci ile eğitim-öğretim kalitesini artırmaya çalışıyor. Sürekli olarak kendini geliştiriyor. Araştırma-geliştirme (AR-GE) kadrosunu da bu anlamda iyileştiriyor. Bu ikisi olduğu zaman girişimcilikte beraberinde geliyor. Bu anlamda bizimde sektörle, Gaziantep’teki Sanayi odalarıyla, şirketlerle, Kalyon’la yakın bir iş birliğimiz söz konusu. Bu alanda patentler üretiyoruz. Şirketler kuruyoruz. Bizimde araştırma geliştirmek, girişimci yetiştirmek için misyonumuz var.  

“TÜRKİYE’DEKİ MÜHENDİSLİK EĞİTİMİ TEORİYE DAYALI , PRATİK GERİ PLANDA”

Mühendislik eğitiminde Türkiye ile dünyayı karşılaştırabilir misiniz? Avantajlarımız ve dezavantajlarımız neler?

Aslında mühendislik eğitimi teoriyle uygulamanın bütünleştirildiği mühendislik okuyan öğrencilerin ve mezunların bilgiyi toplamakla beraber, elde ettiği bilgiyi yaşamsal özel sorunlara karşı sınıflandırıp sentez yapıp doğru çözüm bulabilme kapasitesine sahip olması gerekir.

Bu anlamda teoriyle uygulamanın bir arada olması gerekir. Ama Türkiye’ye baktığımızda mühendislik eğitimi daha çok teori ağırlıklı, uygulamanın biraz daha zayıf olduğu ve sektörle üniversiteler arasındaki bağın çokta uyumlu olmadığı, yani eğitim-öğretimin müfredat olarak güncel olmadığı, ezbere dayalı sınav odaklı bir sistem oluşu söz konusudur.

Dünyadaki mühendislik eğitiminde ileri olan ülkelere baktığımız zaman ezbere dayalı bir eğitim söz konusu değildir. Proje odaklıdır. Problem ve araştırma odaklı bir eğitim söz konusudur.

Yani öğrenci aslında proje yaparken yaşayarak öğreniyor. Yaşayarak derken önüne bir senaryo veriliyor. Mesela bu Danimarka’da yerleşmiş bir sistemdir. Öğrenci daha birinci sınıftayken proje verilir. Yani bir inşaat projesi senaryosu verilir. Senaryonun içinde yapılması gereken görevler ve bu görevleri yaparken karşılaşılabilinecek problemler tanımlanmıştır.

Ne tür bilgi birikimi ve donanıma ihtiyacı var. Öğrenci bunu daha birinci sınıftayken görür. Daha sonraki dönemlerde o problemleri ve sorunları çözmeye yönelik dersler alır. Ve neyi neden öğrendiğini, hangi bilginin hangi dersin o senaryoda hangi probleme ve soruna denk geldiğini bilerek öğrenir. Daha tümdengelim bir yaklaşım vardır.  

Avrupa üniversitelerinde verilen “Dijital Tasarım ve Bina Enformasyon Modeli”ni HKÜ’de de uyguluyorsunuz. Bu modelden bahseder misiniz?

Avrupa üniversitelerinde çok uygulanıyor demek doğru değil. Aslında bu yeni bir konsept. Bu yeni yapım, yönetim, tasarım anlayışı özellikle inşaat sektörü için. Ama bizim zamanımızda 90’lı yıllarda bir araştırma geliştirme fikriydi. Ama şu aşamada aradan geçen 20 yıl boyunca artık biraz fikir olarak olgunlaştı. Eğitim-öğretim müfredatlarına girmeye de başladı. Yani bu Avrupa’nın her yerinde yok.

“Şu anda Yapı Bilgi Modellemesi” inşaat sektörünün geleceği olarak görülüyor.

Peki bu fikir nereden geliyor?

Aslında araba sektöründen, uçak sektöründen, uzay sektöründen otomasyon ve süreçlerin inşaat sektörüne uygulanıp uygulanamayacağını anlamak için ortaya atılmış bir araştırma fikri bugün aslında kendini somutlaştırmış halini görüyoruz. Kısaca şöyle söyleyeyim; bir araba tasarım aşamasındayken bütün mekanik, elektronik, kaporta tasarımı gibi tasarımları yapıldıktan sonra bütün testleri ve simülasyonları yapıldıktan sonra herhangi bir uyuşmazlık varsa onlar daha tasarım aşamasındayken çözüldükten sonra nasıl sıfır hatayla fabrikasyon usulü arabalar üretiliyorsa aynı felsefe ile inşaatları binaları yapabiliriz.

Yani burada aslında daha lineer bir inşaat sürecinden daha kollektif takım çalışması daha senkronize olmuş bir süreç içerisine giriyor. Paydaşların da bir arada  takım çalışması ruhuyla tasarımı, inşaat dökümantasyonları binanın yönetimine entegre bir şekilde bir yapım yönetim anlayışıdır.

“YAPI BİLGİ MODELLEMESİNİ TARİHİ YAPILARIN RESTORASYONUNDA UYGULAMAK İSTİYORUM”

“Türkiye Kültürel Miras Yapılarının Akıllı Yönetim ve Restorasyon için Tarihi Yapı Bilgi Modelleme Sisteminin Geliştirilmesi” adlı TÜBİTAK’tan da destek alan bir projeniz var. Bu projenizi biraz anlatabilir misiniz?

“Yapı Bilgi Modellemesi” felsefesini biz aslında biraz daha zor olan kültürel yapılar için kullanabilir miyiz? Aslında Yapı Bilgi Modellemesi kullanarak simülasyon, tasarım ve test yapabiliyoruz. Şimdi aynı yaklaşımı acaba restorasyon projelerinde  kullanabilir miyiz? Aynı yaklaşımı restorasyon projelerindeki verimliliği arttırabilir miyiz?

Tarihi yapıların dijitalleştirilmesi sadece geometrik bilgi ile değil de fonksiyonel bilginin modellenmesi tarihi yapı için elde etmek ve restorasyon süreci analizleri için görüntü ve modelini tarihi yapı için elde etmek ve restorasyon sürecine ait sorgulamalarını Yapı Bilgi Modellemesi üzerinden yapmayı hedefleyen bir proje bu.

Tarihi yapıların restorasyon süreçlerinde kullanılmak üzere Yapı Bilgi Modellemesi ile entegre edildiği bir sistem geliştirmeyi hedefliyoruz.

HKÜ’deki mühendislik eğitimiyle ilgili neler söylersiniz?

Şöyle söyleyeyim; mühendislik eğitiminde son 3 yılda epeyce bir mesafe aldığımızı düşünüyorum. Kendi ekolü, kendi tarzı ve karakteri, kültürü ve kimliği olan bir mühendislik eğitimi oturtmaya geliştirmeye çalışıyoruz. Bunda da derslerin dağılımı olsun, öğrencilerin yapmış olduğu mühendislik etkinliği, proje bazlı uygulamalarıyla CO-OP dediğimiz entegre proje uygulamalarıyla, öğrencilerin takım çalışmasına yönlendirecek içeriklerle İngiltere’deki eğitim formatına doğru değişim dönüşüm süreci planlı bir şeklinde devam ediyor.

Bu anlamda 3 senede epey bir mesafe kat ettiğimizi düşünüyorum. Diğer mühendislik fakültelerini araştırmadım ama bu anlamda mühendislik eğitiminde kendimizi çok farklı bir yere konumlandıracağımızı düşünüyorum.

Hedefimiz altı sene sonra Hasan Kalyoncu Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’ni akademik derinliği olan, AR-GE mühendislik çalışmaları yapan, özellikle enerji, yapı bilişim alanında, merkez haline gelmiş uluslararası bir fakülte haline getirmek.

Zaten şu an aslında Hasan Kalyoncu Üniversitesini uluslararası bir arenaya taşıyan fakülteyiz. Artık Malezya’dan Amerika’ya kadar tanınan görünen bir fakülteyiz. Aynı zamanda  akademik yayınlarda da üniversitede en çok makale yayınının yapıldığı da bir fakülteyiz. Sadece bu sene kişi başına düşen makale sayısı 2.25’tir.

“MESLEKLER ARASI BİR BAĞNAZLIK SÖZ KONUSU”

Mühendisler aynı zamanda dünyayı da tasarlar. Bütün teknolojik gelişmelerin temelinde mühendislik çalışmaları vardır. Mesela mühendisler bilgisayar, mobil telefon ve internet gibi teknolojik ürünleri tasarlarken, biz iletişimciler de içeriklerini üretiyoruz. Bu da disiplinlerin birbirini destekleyen ve tamamlayan özelliğini ortaya koyuyor. Bu konuda neler söylersiniz?

Bu dediğiniz çok doğru. Mühendislerin İnterdisipliner olması gerekiyor. Ya da Multidisipliner olabilmesi gerekiyor. Bu mühendislik eğimitiyle de alakalıdır. Yani bir mühendis mimarla, işverenle, kullanıcıyla ve mühendis olmayan sosyal alanlarda çalışan uzmanlarla rahatlıkla iletişim kurabilmeli, onların dilini doğru anlayabilmeli, kullanıcının ve iş verenin ihtiyacı neyse ona göre çözümler üretmeli yani kendi bildiği şekliyle değil de kullanıcının isteğini karşılamalıdır. Mesela niçin mühendislik?

Mühendislik şöyle olmalı; insan için toplum için olmalıdır. Mühendisliğin tanımını yaparsak; insanoğlunun ve toplumun hayatta karşılaştığı sorunlara teknik çözümler üreten kişidir.

Meslek dalıdır. Bu anlamda insan odaklı çözüm bulacaksan diğer disiplinlerle beraber çalışabilmelisin. Bizim Türkiye’de gördüğümüz en büyük sıkıntılardan biride bu zaten. Eğitim sisteminde büyük bir eksiklik. Yani Multidisipliner olamamak.

Meslekler arası bir bağnazlık söz konusu. Herkes kendi mesleğini kategorize etmiş ve bu kategorinin dışına ne çıkmak niyetinde ne de kimsenin kendi alanına girmesine müsaade etme niyetinde…

Bu doğru bir yaklaşım değil. AR-GE çalışmaları yapabilmek istiyorsak bir soruna bütün bakmak lazım. Bir mühendis probleme sadece bir  perspektiften bakıyorsa doğru çözüm üretemez. Neden çünkü bütün bilinmeyenlerin hepsini hesaplayamaz.

“GELECEKTE ROBOTLAR HAYATIMIZDA DAHA FAZAL OLACAK”

Son olarak gelecekten bahsetmek istiyorum. Siz mühendisler geleceği nasıl tasavvur ediyorsunuz. Dünya nereye gidiyor?

Dünya aslında çok hızlı değişim ve dönüşüm yaşıyor. Biz tarihi bir değişim dönüşüme şahitlik  ediyoruz. Okuduğum bir kitapta “Önümüzdeki 100 sene içerisinde 20 bin yıllık değişimi yaşayacağız” diyordu.

Bu anlamda şöyle bir benzetme yapayım. Nasıl ki 150-200 sene önce yaşamış bir insana uçakla yolculuk yapılacak, Ankara’dan İstanbul’a 1 saatte gidilecek denilse o insanın hayal gücünün ne kadar zorlanacağını ne kadar anlamakta zorluk çekeceğini düşünebilirsiniz. Aynı şekilde akıllı telefonlara baktığımızda görüntülü konuşma 15-20 sene önce böyle bir şeyin mümkün olabileceğini hayal edemiyorduk.  Şuan bu gerçek.

Peki bundan sonra ne olacak? Bundan sonra dijital dünya daha çok hayatımıza girecek.

Gelecekte robotlar daha görünür olacak hayatımızda… Robotlar aslında insanların yapmaktan üşendiği çekindiği angarya gelen işleri yapacak. Robotlarla arkadaşlıklar olacak.

Benim hayal edebildiğim aklıma gelen şimdilik bu. Robotların daha çok günlük hayatımızda olacağı. Ama bununla beraber bilgi ve teknoloji hayatımıza girdikçe insanların bireylerin çok daha eğitim üzerine yüksek olacağı, daha kaliteli hayat standartlarının olacağı ama tabi bazı kötü insanların bu teknolojiyi kötü emeller içinde kullanmak isteyebileceği, bu anlamda uzay savaşları dediğimiz konseptin belki bu dünyada değil ama uzayda gerçekleşebileceği gibi düşüncelerim var aslında.

Sayın Arayıcı bize vakit ayırdığınız ve sorularımız için için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

HKÜ HABER MERKEZİ RÖPORTAJ ASLI NUR GEZER
FOTOĞRAF KEVSER ŞAN