HKÜ KALMİREC Göç Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Emel Topçu, “Suriyeli göçmenler konusunda çok fazla doğru zannedilen yanlışlar var. Biz fark etmiyoruz ama derinden derine birçok olumlu değişim gerçekleşiyor” diyor.

Sınır komşumuz Suriye’de yaşanan iç savaş ve sonrası gelişmeler, ülkemiz insanı ve devlet kurumlarımız için mülteci ve zorunlu göç politikaları konusunda önemli bir deneyim oldu. Hasan Kalyoncu Üniversitesi (HKÜ) Göç Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Emel Topçu sizler için gelişmeleri değerlendirdi.

Dünyanın birçok yerinde farklı nedenlere dayalı olarak yaşanan göç ve mülteci gelişmeleri insanlık sorunu olarak dikkatleri çekiyor. Yaşadığı ülkeden ayrılmak ve başka bir ülkede hayatını sürdürmek ya da yeniden hayat kurmak zorunda olan insanların bu süreci sosyal, psikolojik ve sağlık nedenlerine dayalı olarak sorunsuz geçirmeleri de önemli bir gündemi oluşturuyor. Göç araştırmaları üzerine üniversiteler bünyesinde gerçekleşen çalışmalar alana ışık tutuyor ve faaliyetlerin geliştirilmesini destekliyor.

Sınır komşumuz Suriye’de yaşanan iç savaş ve sonrasındaki gelişmeler bilindiği üzere ülkemizi ve özellikle Gaziantep’i önemli düzeyde etkiledi.

Yakın zamanda HKÜ bünyesinde mültecilerin ve zorunlu olarak göç yaşayanların sorunlarını anlamak ve çalışmalara katkı sunmak için KALMİREC adıyla bir Göç Araştırma Merkezi kuruldu.

Merkez kısa sürede birçok araştırma çalışmasına imza atarken, üniversite, sivil toplum ve devlet kurumları arasında bir köprü işlevi görmeye başladı. Konuyla ilgili gelişmeleri, üniversitede bizleri ağırlayan merkez müdürü ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİSBF) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Emel Topçu’dan HKÜ Haber’den Fatma Özcan’a göçmenlik ve KALMİREC’in çalışmaları hakkındaki sorularını yanıtladı.

Sayın Topçu, Suriye iç savaşından sonra ülkemiz büyük bir göç dalgası yaşandı. Göçü değerlendirecek olursanız, göç eden Suriyelilerin durumunu nasıl özetlersiniz?

Suriyeliler 2011 yılında ayaklanma başlar başlamaz Nisan ayında ülkemize gelmeye başladılar. İlk başlarda bunun diğer Arap Baharı ayaklanmaları gibi çabuk biteceği düşünülüyordu. Fakat Suriye’deki etnik ve dini dağılım çok farklı olduğu ve bunun yanında siyasi olarak Esad’ın destekçilerinin yüzde 30 oranında olması gibi etkenler dolayısı ile iç savaş uzun sürdü ve hemen arkasına vekalet savaşlarına dönüştü. Bu yüzden kısa sürede biteceğe de benzemiyor.

Suriyeliler ilk önceleri sınır bölgelerdeki şehirlere yerleştiler ama hızla bütün Türkiye’ye yayıldılar. Gaziantep sınıra yakın olması, geçmişte Halep ile tarihi bağlarının olması, yerleşim ve kültür olarak Halep ile çok benzeşmesi, sanayi şehri olması hasebi ile iş bulmanın kolay olması gibi unsurlar dolayısı ile Suriyelilerin tercih ettiği bir şehir. Gaziantep’te özellikle Halep şehrini yansıtacak şekilde tam bir karışım var. Yani çok zengin iş insanları, sanatçılar, yazarlar, eğitimli insanların yanında ağırlıklı olarak vasıfsız Suriyeliler var.

Suriyelilerin uyum süreci ile ilgili sıkıntılar var mı? Var ise bu sıkıntılar nelerdir?

Suriye’deki durumun çabuk geçeceği düşünüldüğü için karışıklık biter bitmez geri dönecekleri düşüncesi ile ilk başlarda sadece onların barınma, giyim, yiyecek gibi temel ihtiyaçları gözetildi. Daha sonra sağlık ve çocukların eğitim konuları da gündeme geldi. O yüzden entegrasyon ve uyum konusunda çok fazla politika geliştirilemedi. Ama şimdilerde hızla bu konularda çalışmalar başladı.

Geçici koruma altındaki Suriyelilerin en temel sorunları nelerdir?

Önde gelen sorunlar iş bulma, iş hayatında hakları ve çalışabilmeleri konularında yoğunlaşıyor. Çalışma izinleri biraz geç çıktığı için iş bulabiliyorlar ama genelde sigortasız çalışıyorlar. Bu durum hak ihlallerine yol açıyor.

Suriye göçünün sekizinci yılında geçici koruma statüsüne sahip olan Suriyelilerin yasal hak ve statüleri nasıl yapılandırılmalı?

Aslında yasal hak olarak çok bir eksiklik yok artık ama bu hakların işletilmesi gerekiyor. Mesela çalışma izinlerinin hızla çıkarılması lazım.

Suriye göçünün bir haritasını çıkaracak olursak, bu göçün hareketi ne şekilde oldu? Nasıl evrildi? Nasıl değerlendirirsiniz?

Başta da cevaplandırdığım gibi ilk başlarda genelde sınır şehirlerine geldiler. Çünkü oralarda akrabaları vardı. Biliyorsunuz bundan 100 sene önce Suriye diye bir ülke yoktu. Oralar Osmanlı toprakları idi. Fransa ve İngiltere’nin aralarında yaptıkları gizli anlaşma olan Sykes-Picot Anlaşması çerçevesinde bu ülkeler Osmanlı topraklarını kendi aralarında bölüşerek buralarda yeni ülkeler kurdular. Sınırlar bir gecede kalemle çizildi. Böylece akrabaların bir kısmı Türkiye sınırları içinde kalırken, diğer bir kısmı Suriye ya da Irak sınırları içinde kaldı.  Bu akrabalar işte bu göç sırasında birbirlerine çok yardım ettiler. Ama akrabası olmayanlar hızla diğer şehirlere dağıldılar. Yalnız bu dağılma da yine bizim Ağ Teorisi dediğimiz teori doğrultusunda gerçekleşti. Yani önce bu şehirlere bazı öncüler gittiler ve arkasından diğer bütün akrabaları yavaş yavaş o şehre yerleşmeye başladı.

“Suriyeliler evlerine dönecek mi?” sorusu herkesin merak ettiği bir konu. Buna sizin yorumunuz nasıl olur?

Göç araştırmalarına göre, insanlar göç ettikten beş yıl sonra, yüzde seksen oranında yeni gittikleri ülkede kalma eğilimi gösteriyorlar. Bosna savaşı sırasına Almanya geçici koruma kanunu çıkararak Bosnalıları bu çerçevede ülkesine kabul etti. Üç yüz yetmiş bin Bosnalı o zaman Almanya’ya gitti. Üç yıl sonra savaş bittiğinde geri dönmeleri için teşvik de olduğu halde sadece yüz bin Bosnalı geri döndü.

Ben de yaptığım saha araştırmalarında insanlara soruyorum ve genelde burada kalacakları yönünde cevaplar alıyorum. Savaş bitse bile Esad başta kaldığı sürece insanlar kendilerini Suriye’de güvenli hissetmeyeceklerini söylüyorlar. Esad’ın onlardan intikam alacağını düşünüyorlar ki bunda da haksız sayılmazlar.

Ama artık insanlar eskiye göre çok daha mobil. Eski göç teorileri ve tespitleri yavaş yavaş değişiyor. İnsanlar bir ülkeye yerleşiyor ama yıllar sonra oradan başka bir ülkeye geçebiliyor, geldikleri ülkelere geri dönebiliyor, ya da en azından iki ülke arasında gidip geliyorlar.

Türk vatandaşlarının, Suriyelilerin aldıkları yardımlar hakkındaki tepkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Doğru bilinen yanlışlar var mı?

Bu konuda çok fazla doğru zannedilen yanlışlar var. Mesela; Suriyeliler su, elektrik ve doğalgaz faturası ödemiyor. Bu olay Konya’da oldu. Konya Belediyesi açıklama yaptı. Su faturası belirli bir düzeyin altında olan hiç kimseden bedel almıyor. Bu şekilde su faturası o sınırın altında olan bir Suriyelinin faturası üzerinden bir sürü spekülasyon yapıldı. Aynı şekilde Suriyeli öğrencilere 1200 TL burs verilmesi meselesi. O burs Türkiye tarafından değil AB tarafından ödeniyor.

Yine Suriyelilere devletin maaş ödediği iddia edilmektedir. Suriyelilerin Kızılay kartı var ve bu kart üzerinden çok cüzi bir miktar nakit yardımı yapılıyor. Ama bu da Türk Devleti tarafından değil Avrupa Birliği tarafından gerçekleştiriliyor. Bunun gibi daha birçok dedikodu dolaşmakta ve hepsi asılsız iddialardır.

Suriye göçünün sekizinci yılında Suriyelilerde ne gibi dönüşümler oldu?

Çocuklar okula gidiyor. Onlar Türk dilini ve kültürünü öğreniyorlar. Birçok Suriyeli iş insanı büyük çaplı yatırımlar yaptılar. Gaziantep’teki yurt dışı ihracatının yüzde yirmisi Suriyeliler tarafından yapılıyor. Bunun yanında birçok küçük ve orta ölçekli işyeri açıldı. Sanayide Türk işçilerinin çalışmak istemediği birçok iş Suriyeliler tarafından icra ediliyor. İnsanlar komşuluk ilişkileri geliştirmeye başladı. Suriyeliler ile iletişimde olan Türkler yavaş yavaş Arapça öğrenmeye başladılar. Biz fark etmiyoruz ama derinden derine birçok olumlu değişim gerçekleşiyor.

Göçün ülkemiz için artı ve eksilerini değerlendirecek olursanız, bu değerlendirmeyi nasıl yaparsınız?

Göç genelde gelinen ülke için uzun vadede hep faydalı sonuçlar vermiştir. Özellikle ekonomiye çok faydası olmaktadır. İkili iş piyasası teorisine göre, gelişen ülkelerde iki türlü iş piyasası oluşmaktadır. Bunlardan biri yerli halkın pek itibar etmediği, çalışma şartları zor ve kariyer bakımından bir gelecek vaat etmeyen işler iken diğeri, çalışma şartları daha iyi ve eğitimle ve kariyerle ilintili işlerdir. İşte bunlardan birinci grupta olanlar genelde göçmenler tarafından icra edilmektedir. Bu ekonomiyi döndüren önemli bir unsurdur. Tabii ki daha sonra göçmen çocukları da okumakta ve onlar da daha eğitim gereken işlere geçmektedirler. Göçmenler ayrıca geldikleri ülkeye değişik hayat şekilleri ve bakış açıları getirirler. Göçmenler en azından iki dil, iki kültür bilir. Bu durum onların daha esnek olmasını ve olaylara farklı bakmasını sağlar. Bu farklı bakış yavaş yavaş yeni gelinen ülkeye de bir canlılık getirir. Mesela Türkler Avrupa’ya gitmeden önce özellikle Almanya gibi kuzey ülkeleri yiyecek bakımından çok sınırlı ülkelerdi. Genelde patates, lahana ve domuz eti yiyorlardı. Şimdi ise sofralarına sebze girmeye başladı. Domatesi, patlıcanı, maydanozu Türkler’den öğrendiler. Şimdilerde ise döner Avrupa’nın milli yemeği haline geldi.

HKÜ HABER MERKEZİ RÖPORTAJ FATMA ÖZCAN